aman can

By amanhem

zaman, hürriyet, milliyet, sabah, cumhuriyet, radikal

Doğalgaza yüzde 15 İndirim Ocakta

By amanhem

Botaş yeni yılda doğal gazda yapılacak indirimle ilgili hesaplamalarını tamamladı. BOTAŞ, doğalgaza, 1 Ocak'tan geçerli olmak üzere yüzde 15 indirim yapacak...


SABAH, BOTAŞ'ın yeni yılda doğalgazda yapmayı planladığı indirimle ilgili hesaplamalarına ulaştı. BOTAŞ, doğalgaza 1 Ocak'tan itibaren yüzde 15 oranında indirim yapabileceğini Enerji Bakanı Güler'e iletti. Bakan Güler'in, hesapları ve indirim talebini Başbakan Erdoğan'a açması bekleniyor. Son kararı verecek olan Başbakan Erdoğan 'olur' derse Türkiye, yeni yıla doğalgaza yüzde 15 indirimle girecek..

Botaş yeni yılda doğalgazda yapılacak indirimle ilgili hesaplamalarını tamamladı. BOTAŞ, doğalgaza, 1 Ocak'tan geçerli olmak üzere yüzde 15 indirim yapabileceğini Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler'e iletti. İndirimde son kararı Başbakan Tayyip Erdoğan verecek. Başbakan Erdoğan'ın 'olur' vermesi durumunda yüzde 15 indirim ocak ayından itibaren uygulamaya girecek.

ŞUBATTA YÜZDE 10

Temmuz ayında 147 dolara kadar yükselen petrol son dönemde fiyatları 40 dolara kadar geriledi. BOTAŞ, halen tüketicilere sattığı doğalgazın fiyatını, yaz aylarında 147 dolara kadar çıkan petrolün de ortalamasını alarak yapıyor. BOTAŞ'ın, ocak ayından itibaren petrol fiyatlarındaki düşüşe bağlı olarak doğalgaz alım fiyatları da ciddi biçimde inecek. Şirket, maliyetlerindeki bu düşüşü tüketicilere yansıtacak. BOTAŞ'ın, ocak ayını pas geçmesi durumunda şubatta indirime başlanacak. SABAH'ın edindiği bilgiye göre, hesaplamalar çerçevesinde şubat ayında yüzde 10- 12, mart ayında ise yüzde 10 aralığında indirime kesin gözüyle bakılıyor. BOTAŞ'ın doğalgaza yapacağı indirim ile enerji KİT'leri arasındaki borç alacak ilişkisine dayalı mahsuplaşmanın eş zamanlı olması bekleniyor. Enerji Bakanlığı yetkilileri, indirim için mahsuplaşmanın önemli olduğunu belirterek, "Mahsuplaşma olursa enerji sektöründe yaşanan mali sıkıntı ortadan kalkar. Enerji Bakanlığı'nın, 6 milyar YTL düzeyinde fazlası oluşur" görüşünü dile getirdi.

YPK KARARI

İndirim beklentisinin zirve yaptığı bu dönemde, doğalgazla ilgili sürpriz bir karar da Yüksek Planlama Kurulu'nun (YPK) gündemine geldi. Elektrik ve doğalgazda otomatik fiyatlandırma mekanizması gereğince aralıkta kur farkından doğalgaza yüzde 6.5 zam yapılması gerekiyordu. Hükümet, bu zammı yapmadı. Aralık zammı istisnası için özel bir YPK kararı hazırlandı. Karar, üye bakanlarca imzalandı.

Fatih Birol: Hampetrol 2010-2015 arasında ortalama 100 dolar olur

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başekonomisti Dr. Fatih Birol, World Energy Outlook 2008 Raporu'nun tanıtımını İstanbul'da Enerjisa'nın sahipliğinde yaptı. Petrol fiyatları 40 dolara kadar gerilemiş olsa da ucuz petrol döneminin sona erdiğni dile getiren Birol, yaptığı sunumda petrol fiyatlarının 2010'dan sonra toparlanarak yükselişe geçeceğini hatta 2011 ve 2012 yıllarında petrol arzı sıkıntısı yaşanabileceğini dile getirdi. Petrol fiyatlarını 2010 ve 2015 yılları arasında ortalama varil başına 100 dolar olarak öngördüklerini belirten Birol "Bugün petrol fiyatları düştüğü için birçok yenilenebilir enerji projesi mantıksız hale geldi ve birçoğunun da rafa kalktığını görüyoruz" dedi. Dünya enerji tüketimi içinde kömür kullanımınını hızlı bir artış içerisinde olduğuna dikkat çeken Birol, "Kömürün rolü gözden kaçıyor. Kömürü gözardı edersek kafamızı kuma gömmmüş oluruz. İleride kömür kullanımı elektrik üretimini belkemiği olacak" dedi.

% 45


Dünyadaki enerji talebinin yüzde 45 oranında artacağını belirten Birol 26 trilyon dolar yatırım gerektiğini söyledi.

Sabancı, Başkent Elektrik parasını taksitle ödeyecek

Özelleştirilen Başkent Elektrik Dağıtım AŞ'ye 1 milyar 225 milyon dolar ile en yüksek teklifi veren Sabancı Holding ile Avusturyalı Verbund'un ortaklığı Enerjisa Üretim A.Ş, ödemeyi peşin yerine taksitle yapacak. Enerjisa Yönetim Kurulu Başkanı Selahattin Hakman, ilk başta parayı peşin olarak ödemeyi düşündüklerini ancak bu ortamda taksitli ödeme seçeneğini tercih edeceklerini bildirdiklerini belirterek, "İlk ödemeyi ocak ortasında yapacağız" dedi. Enerjisa'nın krize rağmen yatırım planlarında herhangi bir değişik yapmadan faaliyetlerini kararlılıkla sürdürmekte olduğunu belirten Selahattin Hakman, 2009 yılında enerji yatırımları için kredi bulmak konusunun biraz daha yumuşayacağı görüşünü dile getirdi.

'Sürdürülebilir enerji için yatırım hayati önem taşıyor'

Toplantının açılışında konuşan Sabancı Holding CEO'su Ahmet Dördüncü, kritik bir öneme sahip olan enerji sektöründe uluslararası rekabette başarılı olabilmek için liberalizasyonun sağlanması ve rekabetçi bir ortamda faaliyetlerin sürdürülebilmesi gerektiğini belirtti. Türkiye'de enerji tüketiminin, 2020 yılına kadar, dünya ortalamasının üzerinde artacağının tahmin edildiğini söyleyen Dördüncü, "Hangi koşulda olursa olsun, enerji yatırımlarının önünün açılması Türkiye'de sürdürülebilir, rekabetçi ve güvenilir enerji sağlanması açısından hayati önem taşımaktadır" dedi.

Sabah

Ekonomi Üzerinden Siyasi Geleceği Öngörmek

By amanhem

Bütün ekonomi uzmanlarının hemfikir olduğu üzere Türkiye resesyona giriyor. Ekonomi istihdam ve üretim rakamlarının gösterdiği üzere küçülüyor. İşsizlik artıyor, tüketim azalıyor. Kriz mutfağı vurdukça fatura ülkeyi yönetenlere çıkartılacak. Hükümet partisinin oy desteği azalacak. Meselâ, doların 1,5 liranın üzerine çıkması AK Parti'ye % 10 oy kaybettirecek. Başörtüsü veya çarşaf üzerinden yürütülen ideolojik rekabet değil, mutfaktan gelen ses oy oranlarını belirleyecek.

Ekonomi ile siyaset arasında düz mantıkla kurulan bu mekanik ilişki doğru mu? Bu soruya krizin yapısından başlayarak cevap verelim. Türkiye'nin (ve dünyanın) etkilendiği krizin kaynağı ABD. Dünya finans sistemi üzerinde tekel oluşturan Amerikan finans kapitali geniş çaplı bir ekonomik durgunluğu tetikledi. Finans sisteminde sorun çıkınca reel sektörün hızı ve canlılığı azalıyor. Resesyonun sebebi de bu. Bugün ne durumdayız? Sorunun cevabını yeni ABD Başkanı Obama veriyor. Devam eden krizin henüz daha dip noktayı vurmadığını belirtiyor. Yani işler daha da kötüleşecek. Obama, derinleşen kriz karşısında Keynesçi politikalara geri dönüş sinyalleri veriyor. Bugünkü kriz ile benzerlikler kurulan 1929 bunalımından sonra Keynes, tam istihdam hedefine dayalı olarak devletin sosyal roller üstlenmesiyle krizden çıkılacağını söylemişti. Bugün Obama'nın ekonomi kurmaylarının, 2,5 milyon yeni istihdam gibi hedeflerle işsizliği azaltacak politikalar ve tüketimin canlandırılması için vergi indirimleri üzerinde durmaları, bu devletçi politikaların canlanmasına işaret ediyor.

Obama'nın üzerinde durduğu formül deha eseri değil. Ekonomi, gerçekler üzerine dayanır. İstihdamı artırmak ve devletin elindeki araçları kullanarak tüketim mallarının maliyetini azaltarak tüketimi canlandırmak. Bunun yolu da emek yoğun sektörleri desteklemek ve KDV oranlarını ve girdi maliyetlerini düşürmektir. IMF'in bizim hükümetimizden istediği KDV oranlarını yükseltme ve devletin sosyal harcamalarını azaltma talebinin yaşanan ekonomik krizin mantığına ne kadar aykırı olduğu ortada değil mi? Türkiye'nin de tıpkı ABD gibi tam tersini yapması gerekmiyor mu? Başbakan'ın sık kullandığı bir benzetmeyi hatırlatalım. Gemi artık dalgalı denizde ve kaptan asıl şimdi marifetini gösterecek. İyi bir ekonomi politikasının yarısı psikolojidir. Obama'nın durumun daha da kötüye gideceğini söylemesi, şeffaflık ve dürüstlük üzerinden ekonomi yönetimine güveni artırıyor. Türkiye'nin de kriz şartlarında çok iyi bir ekonomi yönetimine ihtiyacı var.

Benim tezim: Halkın siyasî eğilimlerini ekonomik kriz değil, krizin nasıl yönetildiği sorusuna verilen cevaplar belirleyecek. Tam tersine, "Krizden muhalefet partileri yararlanacak mı?" sorusuna cevap vermek lâzım. "Bedava kömürün yol açtığı hava kirliliğini her sorunun önüne koymak" şayet bir politika ise muhalefetin hiç şansı yok. Halbuki derin bir ekonomik kriz yaşanırken biraz da kötü hava solumak gerekiyor. AK Parti, Keynesyen politikalar üretme ve uygulama konusunda tecrübeli. Orta sınıf politikaları ile iktidara gelmiş bir partinin refleks haline gelen ekonomik duyarlılıkları çok önemli. IMF'e direnişin arkasında da sosyal politika araçlarından mahrum kalmama çabası var.

Ekonomik kriz ile partilerin oy tabanı arasında kurulacak mekanik ilişkiyi tersine çevirerek soralım. Muhalefet, Türkiye'nin içinden geçtiği bunalımın dünya şartlarından bağımsız olarak hükümetin eseri olduğunu anlatabilir mi? İkincisi, AK Parti'nin ucuz kömürüne muhalefet ederek, daha iyi bir kriz yönetiminin ekibini ve programını sunabilir mi? Türkiye'nin giderek derinleşen bir ekonomik krize girdiği doğru. Siyasete dair öngörülerin hareket noktası "kriz" değil, "krizin nasıl yönetildiği" olmalı.

Key Odemeleri Basliyor

By amanhem

etiketler: key ödeme, key ödemeleri ,key ödeme tarihi, key hakedişler, key hesapları, key hesapla
Ziraat Bankası Genel Müdürü Can Akın Çağlar, ilgili Kanunu Cumhurbaşkanı'nın onaylaması halinde Konut Edindirme Yardımı (KEY) ödemelerine 28 Temmuz'da başlayacaklarını söyledi.

Çağlar, KEY ödemelerine ilişkin gazetecilerin sorularını yanıtladı.

KEY ödemeleriyle ilgili yasanın Mecliste kabul edilmesinin ardından Hazine ve Ziraat Bankasının hazırlıklarını tamamladığını ve 8.5 milyon hak sahibinin bilgilerinin kendilerine geldiğini bildirdi.

Ödeme şekli ve tutarlarıyla ilgili bilgi veren Çağlar, 8.5 milyon kişiye toplam 2.8 milyar YTL ödeneceğini söyledi. Çağlar, en yüksek ödeme tutarının 1,391 YTL olduğunu belirterek, 1 YTL alacağı olan hak sahibinin de bulunduğunu ifade etti.

Ödeme dilimlerine göre en çok hak sahibini 0-50 YTL arasında alacağı olanların oluşturduğunu belirten Çağlar, bu dilimde 3 milyon 800 bin kişinin bulunduğunu kaydetti. Çağlar 1 milyon ve üzerinde alacağı olanların sayısının ise 1 milyon 145 bin olduğunu söyledi.

-ÖDEME TUTARLARI VE HAK SAHİBİ SAYISI-

Çağlar, KEY'de ödeme tutarları ve hak sahibi sayısını da dilimler halinde şöyle sıraladı:

ÖDEME TUTARI HAK SAHİBİ SAYISI

------------- -----------------

0-50 YTL 3.800.000

50-100 YTL 848.000

100-150 YTL 477.000

150-200 YTL 464.000

200-250 YTY 275.000

250-300 YTL 220.000

300-400 YTL 364.000

400-500 YTL 274.000

500-600 YTL 237.000

600-700 YTL 208.000

700-800 YTL 181.000

800-900 YTL 183.000

900-1.000 YTL 163.000

1.000 YTL ve üzeri 1.145.000

Buna göre, 2 milyon 922 bin kişi 50 ile 500 YTL arasında, 972 bin kişi de 500 ile 1.000 YTL arasında konut edindirme yardımı parası alacak.

-1.000 YTL'NİN ÜZERİNDE ALACAĞI OLANLARA KREDİ İMKANI-

Çağlar, Ziraat Bankasının 1000 YTL ve üzerinde alacağı olanlar için komisyon ücreti ve faiz oranında avantaj sağlayarak, alacağının 10 katına kadar kredi verilmesine yönelik çalışmaları olduğunu da bildirerek, şunları söyledi:

''1.000 YTL üzerinde alanlara böyle bir kredi ürünü geliştirelim diye düşündük. Mesela KEY'den 1.000 YTL alacaksanız. O kişiye eğer kredi veriminde bir problem yoksa, 'size 10 bin YTL vereyim, bunu 10 taksitte bana ödeyin' veya 'size 5 katını vereyim, 20 taksitte bana ödeyin' şeklinde bir kredilendirme yapacağız. Nemanın başka bir versiyonu gibi. Kendilerine ödenecek rakamı peşin ödenen bir komisyon veya bu işin peşin ödenen bir faiziymiş gibi kabul edip, geri kalan 10 taksitte herhangi bir komisyon ya da faiz telaffuz etmeyeceğiz.''

Bunun herkes kredilendirilecek anlamı taşımadığını da kaydeden Çağlar, ''Tabii ki çok büyük volum oluşur oluşmaz bilmiyoruz. Ama insanların derdine derman olabilecek gibi bir rakam ortaya çıkar. 5 ya da 10 bin YTL bir işini görür. Oysaki 1.000 YTL ödediğimiz bir kişi onu çok bir şey de kullanamayabilir'' dedi.

Çağlar, kredi vermede kefil istenmeyeceğini, ancak kredi kayıt merkezinden gerekli sorgulamaların yapılacağını ifade etti.

Çağlar, KEY'in konut edindirme yardımı olduğunun anımsatılarak, ''Konut kredisi verir misiniz?'' sorusu üzerine, ''Konut kredisi zaten veriyoruz. Ama bununla ilgili diyorsanız. Bundan bir konut kredisi olmaz. Hepsi çok küçük rakamlar en üst olana 10 katını verseniz bile 13-14 bin YTL'ye yakın para. Yani onunla bir ...'' diye konuştu.

-ÖDEME ŞEKLİ-

Çağlar, ödeme için tüm hak sahipleri adına hesap açılacağını ifade ederek, hak sahibinin alacağını kimlik bilgileri ve vatandaşlık numarasıyla herhangi bir şubeden alabileceğini söyledi. Çağlar, ''Herkes büyük merakla gelecek. Ama geldiğinde, '1 YTL-5 YTL nereden çıktı' diye bakacak. Çünkü insanlar bunun nema gibi büyük rakamlar olduğunu düşünebilir'' diye konuştu.

Çağlar, kurumların istemesi halinde kamu-özel ayrımı olmadan nemada olduğu gibi toplu ödeme yapılabileceğini belirtti.

Çağlar, ayrıca bankalara borcu bulunan hak sahiplerinin alacağına haciz koyabileceklerini de vurguladı.

-''KİMSENİN ZARARINA İŞLEM YAPMA LÜKSÜ YOK''-

Çağlar, Ziraat Bankasının zararına kredi verdiği yönündeki söylemlerin belirtilmesi üzerine, kimsenin zararına işlem yapma lüksüne sahip olmadığını belirterek, ''Biz de böyle bir lükse sahip değiliz'' dedi.

Çağlar, ''Zararına verdiğini iddia edenler son toplanan mevduat rakamına bakarlar. Mesela bugün 20 ile mevduat topluyorsunuz ama çok iyi firmalar 17 ile kredi veriyorsunuz. Sadece buna baktığınız zaman 20'ye mal alıp, 17 ile satıyormuş gibi, zararına işlem yapıyorsunuz gibi algılanabilir. Oysaki bankaların özkaynakları, daha düşük topladıkları mevduatları var. Son toplanan mevduatın maliyetiyle verilen krediyi mukayese etmemek lazım'' açıklamasında bulundu.

kaynak: zaman.com.tr

Sahi Ecevit'e ne olmuştu?

By amanhem

DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, selefi Bülent Ecevit için 'Ona ve partisine yapılanlar unutulmamalı' diye açıklama yaptı.

Konuyu, Ergenekon iddianamesinde yer aldığı ileri sürülen 'Ecevit'e baskı yapıldı' bölümü gündeme taşıdı. Ergenekon'la bağlantısı olsun olmasın Ecevit'in yaşadıklarını hatırlamakta yarar var. 2001 yılı ekonomik ve siyasî krizlerle anılan bir yıl oldu. 2002 Temmuz ayında ise kriz doruk noktasına çıktı. İlerleyen yaşının yanına sağlık sorunları eklenen Başbakan Ecevit, Başkent Üniversitesi Hastanesi'nde tedavi altına alındı. Süleyman Demirel'in kadim dostu Mehmet Haberal'ın hastanesinin önünde muhabirler başbakanla ilgili bilgi alabilmek için kamp kurdu. Gelen haberler hiç iç açıcı değildi ve siyasetle birlikte ekonomik krizi derinleştirmekten başka işe yaramıyordu. Hastaneden yapılan açıklamalar, bilinçli tercih değilse beceriksizlik harikası denilecek cinstendi. "Başbakan Ecevit 'yarı mobilize' edildi" cümlesi bunlardan biriydi. Ecevit, sürpriz bir kararla ve kendi ifadesiyle 'kaçarak' evine çıktı. Vaki davetlere de olumsuz cevap vererek kontrollere bile gitmedi.

Emin Çölaşan'ın 2 Temmuz 2002'de Hürriyet'te yayınlanan ifadeleri ise şoke ediciydi. Kitabına 'Önce İnsanım, Sonra Gazeteci' ismini koyan Çölaşan, ülkenin başbakanını şu cümlelerle anlatmıştı: "Hastaneye yattığında bütün derisinde kabarmalar ve lekeler var. Cildiye uzmanları bunları önce bir hastalık zannedip incelemeye alıyor. Sonra görülüyor ki, bunlar iyi yıkanmadığı, iyi temizlenmediği için oluşmuş şeyler. Hastanede her tarafı güzelce yıkanıp paklanıyor, pamuklarla siliniyor. Cildinin temizlik sonrası aldığı renge Rahşan Hanım bile şaşırıyor... 'Meğer senin ne güzel tenin varmış Bülent' diyor. Bülent Bey'in iyice uzamış ve bakımsız kalmış el ve ayak tırnakları da hastanede güzelce kesiliyor, temizleniyor. Ellerine bir güzellik geliyor, ayakları rahat ediyor." Her gün insan içine çıkan, Başbakanlık'ta mesai yapan, heyet kabul eden biri için sanki 6 aydır mağarada yaşıyormuş gibi yazmaktan çekinmemişti, Çölaşan.

Ecevit, sağlık durumundan alaşağı edilemeyince B planı devreye sokulmuştu. Hüsamettin Özkan, İsmail Cem ve Kemal Derviş liderliğindeki yeni siyasî oluşumla DSP bölünmeye çalışıldı. Yeni Türkiye Partisi arkasına aldığı büyük medya desteğine rağmen varlık gösteremedi ve tarihin tozlu raflarındaki yerini aldı. Türk siyasetini yeniden dizayn etme planları, Frankfurt Zirvesi gibi tartışmalar uzun soluklu olamadı. Ecevit ve koalisyon ortağı MHP lideri Devlet Bahçeli'nin erken seçim resti bütün planları altüst etti. Bahçeli, bir anlamda intihar eylemi ile bütün ekibi barajın altına çekti. Bugünü planlamış mıydı bilmiyoruz, ama projeciler silinirken kendisi bir dönem sonra yeniden siyasetin aktif unsurlarından biri oldu.

2002'den bu yana film şeridini hızla sardığımızda önümüze şu tablo çıkıyor: Bülent Ecevit'i tahkir ederek siyaset kulvarının dışına atmaya çalışanlar ile sonraki yıllarda Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'e, 'sonun Adnan Menderes'in Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun gibi olur' şantajı yapanlar aynı insanlar. 'Ülkeyi kurtaracak yegâne alternatif Cem-Derviş-Özkan üçlüsüdür' propagandası yapanlarla 'AK Parti iktidar şımarıklığına girdi, dersini almalı' diyenler aynı kalemler. Adı Ergenekon olsun olmasın, birbirini tamamlayan halkalarla karşı karşıya olduğumuz açık. AK Parti'ye karşı psikolojik harekâtlarını 'irtica' ile gerekçelendirenlere 'Ecevit'in suçu neydi?' sorusunu yöneltmenin anlamı yok. Onlar kuzuyu yemeyi kafaya koyduktan sonra suyunu bulandıracak bahaneler bulmakta zorlanmıyor. Türk Silahlı Kuvvetleri bile mıntıkasında temizlik yapmaktan gocunmuyor. Bakalım medya ve oligarklarımıza ne zaman sıra gelecek?
Bülent Korucu; Zaman 18/07/2008

Ergenekon zanlısı, “Neden tutuklandınız?” sorusuna ne cevap vermişti

By amanhem

En son dalgada tutuklanarak cezaevine gönderilen Ergenekon zanlısı, gazetecilerin “Neden tutuklandınız?” sorusuna, “Vatanımı ve Cumhuriyet'i çok sevdiğim için” cevabını vermişti. Önceki gün, kendisiyle görüşen bir siyasetçi de, önemli bir tutuklunun, ısrarla, “Vatanım, milletim önünde başımı eğecek hiçbir şey yapmadım” dediğini nakletti.

Bunların görüşlerini açıklayan kişilerin samimi düşünceleri olmadığına inanmamız için hiçbir sebep yok. Ergenekon sanıklarının çoğu, hiç kuşkunuz olmasın, tutuldukları hücrelerde, “Ne yaptıysam vatanım için yaptım, bu durum bana reva mı?” diye soruyordur.

Önümüzdeki günlerde, Ergenekon davasının yargı safhası başladığında, en sık işiteceğimiz bunlara benzer cümleler olacak. Başka ülkelerdeki benzeri davaların duruşmaları sırasında, yargılananların pek çoğu, kendilerini bu tür bir söylemle savunmuştu çünkü.

Bugün karşımıza çıkan tablo 1990'lı yıllarda başka ülkelerde de yaşandı. Bunlardan en bilineni ve dünya çapında en büyük gürültüyü koparanı 1990 sonrasında adalete intikal etmiş olan İtalya'daki 'Gladio' davasıdır. O davanın en merkezi figürlerinden biri olan Licio Gelli, kurulmasına ve faaliyetlerinin yaygınlaşmasına hizmet ettiği örgütün ipliğinin pazara çıktığı günlerde, “Bana yönelik eleştiriler tam bir ayıp, İtalya'da solun işbaşına gelişini engellediğim için madalyayı hak ediyorum” diyordu.

Gladio örgütünün kuruluş amacı olan 'solu iktidardan uzak tutmak' için İtalya'da sahneye koyduğu eylemlerin bazısına önceki gün burada değinmiştim. Zihinleri bulandırmak için her türlü yöntemi deneyen, sol koluna sağcıları, sağ koluna solcuları hedef alan eylemler yaptıran, pek çok eyleme yanlış kartvizit bırakan (buna istihbarat dilinde 'false flag' deniyor) bir örgüttü Gladio. Eylemlerde başarılı olmak için istihbarat örgütlerinin (İtalyan SİFAR ile Amerikan CIA'nin) imkânlarını kullanması yanında, kendisi de o örgütlere istihbarat desteği veriyordu.

Örgütün 'P-2 Locası' diye bilinen ve 400 kişiyle başlayıp son raddelerde 2500 kişiye ulaşmış olan beyin takımı, üyelerinin temas noktalarını kullanarak, İtalyan siyasileri, işadamlarını, bürokratları dinlemeye almıştı. Örgüt Papa dahil Vatikan'ın önde gelen isimlerini de takip altında tutuyor ve konuşmalarını dinliyordu.

1970'li yıllardan ve o günlerin teknolojisiyle olağanüstü kısıtlı yapılabilen dinleme faaliyetinden söz ediyorum. Bugünün teknolojisine o gün sahip olsaydı, P-2 veya Gladio, sonunun trajik olması gerekmeyebilirdi.

İtalyan Senatosu'nun 326 sayfalık olağanüstü kapsamlı Gladio raporunda yaptıklarını itiraf eden örgüt üyelerinin bir bölümü 'suçlu' olduklarını hiç kabul etmedi. Bazısı da 1000'in üzerinde insanın canını alan terör eylemlerine emir vermelerini 'vatanseverlik' mazereti ardına sakladı. Onlar için önemli olan İtalya'nın solcuların eline düşmemesiydi; bunu sağlamak için her yaptıklarını 'mübah', hedefleri dışındaki her şeyi de 'teferruat' sayıyorlardı. Örgütün mali ve teknolojik desteğinin neredeyse bütünüyle ABD tarafından sağlanmasını bile...

Devlet adına kullanılan gücün gözü körelten bir etkisi var. İtalya ve İspanya gibi ülkeler, kendi Gladio'larını tasfiye ederken, işte ilk önce bu sürpriz gerçekle tanışmışlardı.
kaynak: samanyoluhaber.com

Hani kriz olacaktı?

By amanhem

Son günlerde yaşanan birçok olay herkesi olumsuz etkiliyordur. En başta da ekonomimizi,
Fakat gelin görün ki ekonomimizde açıklanan rakamlara baktığığmızda ise meselenin aslı hiç de öyle değil miş. Aslında bu konuya daha önceki yazılarımda değinmiştim. Bakın şurdaki yazımı bir okuyun. Hani şu kriz geliyor, aman dikkat edin, borç almayın-vermeyin diye halkı galeyana getirme çabasında olan birtakım insanların olduğunu birçok kişi görmüş olmalıdır.
Dün temmuzun 3'üydü ve herzamanki gibi TÜİK haziran ayına ait enflasyon rakamlarını açıkladı. Beklentilerin altında rakamlar çıkınca hemen araştırmaya koyuldum. Bu rakamlar nasıl karşılanmıştı diye. Görülen o ki birçok kişi, özellikle kriz çığırtkanları, bu rakamlara pek inanmak istemiyorcasına söylemlerde bulunmuş. Hatta bir çok online gazete siteleri haberi kıyıda köşede bir haber olarak vermiş. Maksatları kimse bu haberi okumasın. Eğer bu açıklanan rakamlar beklentileri doğrultusunda gerçekleşmiş olsaydı o zaman çıkan yaygarayı hayal bile edemiyorum.
Büyük ihtimal o zamanlar şu şekilde söylemler çoğalacaktır; " AKP iktidarı miadını doldurdu, artık kapatılması gerek", "akp ekonomiyi unuttu, kendisini düşünüyor", " kapatılacak bir partiden ne beklebilir ki"... bu ve buna benzer birçok beyanda bulunulacaktı. Ama olmadı.
Peki bu rakamların bu kadar kaosa rağmen, nasıl oluyorda bir türlü "istenildiği" gibi kötü gelmiyor.
Bakınız ben size söyleyeyim; bu ülke artık 1990'ların ülkesi değil. 1990 larda atınızı istediğiniz gibi koşturdunuz bu kıraç ve bir o kadar da verimli topraklarda. 2-3 yıl ara ile krizler patlattınız, bir çokları yeğenine kredi verdi , ceplerini doldurdu, birçokları bu krizlerden yüksek miktarlarda oynayan kur farkından dolayı haksız kazanç elde etti, bir çokları da büyük bir çoğunluk gibi ezildi, fakirleşti, hakir görüldü, işinden, aşından oldu. Tüm bunları yaşayan bir Türk toplumu var artık karşınızda. Hem 1990 larda ki gibi bilgiye ulaşamayan bir halk değil artık. Eğitimli ve aydın insanlar topluluğu karşınızda bulunmakta. İnanıyorum ki bu ülkeye artık birşey olmaz.

Ekonomik Kriz Çığırtkanlarına Cevap

By amanhem

Son günlerde medyamızda bir ekonomik kriz beklentisi almış başını gidiyor. Bende ub çığırtkanlara bir ara inanmaya başlamıştım. Ta ki zaman gazetesi yazarı İbrahim Öztürk'ün tespitlerine kadar. Son 3 yılın mali disiplin rakamlarını ve ekonomimize dair diğer rakamları çok güzel özetleyen aşağıdaki taployuda hazırlamış.

Son zamanlarda yayagarası yapılmaya çalışılan eknomik krizin asıl müsebbibi ABD menşeili bir kriz. Bu herkesin malumu. Fakat bu kriz AB, Japonya ve diğer gelişmiş ekonomilere de sıçramış durumda. Bu sıçrama ilk etapta bize ne canım diyebiliriz. Fakat durum öyle sandığınız gibi değil. Bakın daha geçen gün ABD den farklı rakamlar açıklandı. ABD de işsizlik rakamlarından sorna enflasyonunda %5 ler seviyesinde olması büyük bir risk içeriyor. Hem bu risk sadece ABD ile sınırlı bir risk değil. Yukarıda sözünü ettiğimiz gelişmiş ekonomileri de beraberinde etkileyen bir kriz, hemde derinleşen bir krizden söz etmek mümkün. Bu kriz belki 97 Asya krizi, 2001 Türkiye ve Güney Amerika'da yaşanan krizler kadar yıkıcı olmayabilir. Fakat etkileri uzun süre hissedilecek bir kriz ortamı yavaş yavaş geliyor.

Peki bu kriz ortamında Türkiye ne yaptı veya yapmalı diye kendi kendimize sormamız gerekiyor. Bakın Türkiye bu söz edilen krize nasıl bir hazırlıkla gelmiş. Öncelikle geçtiğimiz aylarda kurlarda meydana gelen ve % 20'leri aşan bir kur düzeltmesi çok isabetli bir karar olduğu gerçeğini göz ardı edemeyiz. Bunun dışında yıllardır eski ekonomi bakanımız ve şimdiki dış işleri bakanımız Ali Babacanın Maastricht Kriterleri diye dillendirdiği kriterleri Türkiye 3 yıl önce 2005 yılından itibaren büyük bir oranda tutturmuş durumda. Burada en önemli gösterge % 3 ü aşmayan bir bütçe açığı ve % 60'ı aşmayan bir kamu kesimi borç yükü gerekiyor.Tablodaki 3. ve 4. satırlara baktığımızdas bu oranların 2005 yılından itibaren tutturulduğunu görüyoruz. Bunun dışında bir de reel faiz kalemi varki gerçek bir başarı diyebiliriz. Hatırlandığı üzere Türkiye geçtiğimiz yıllarda % 20'lerin üzerinde reel faiz ödemek zorunda kalmıştır.(Bkz 7. satır) Bu reel faiz yükünü ise 70 milyon olarak tüm Türkiye ödemiştir. Faiz harcamaları 2001 krizinde bütçe gelirinin % 100' ünü alıp götürürken bu gün gelinen oranlar sevindirici, % 32 ler seviyesinde. Eğer bu siyasi ve ekonomik istikrarı devam ettirilebilirsek daha da aşağılara çekilmesi imkansız değil.(Bkz. 8. satır) Son olarak 9. satırdaki rakamlara dikkat çekmek istiyorum. Bu satırdaki % 5,7 oranı çok önemli. Sadece 1000 kişi civarında bir kesimin cebine giden paranın son 5 yılda % 13 lerden % 6 civarına çekilmiş olduğunu gösteriyor. Bu da aslında son günlerde Atatürk ve rejim çığırtkanlarının neyi amaçladıklarını ve hangi çıkar odaklarına hizmet ettiklerinin göstergesi niteliğindedir. Dikkat ederseniz şubat ayında MB borçlanmasını % 18 lerden yaparken haziranda yaptığı borçlanmayı % 21 lere çıkarmak zorunda kalmıştır. Eğer bu siyasi gerginliğin aktörleri rollerini terketmezlerse yazının başında berlittiğim gibi gerçek anlamda bir kriz yaşamamış anormal olmayacaktır.

tablo

tablo: zaman.com.tr

Artık herkesin, herkesimin şapkasını alıp önüne koyması ve oturup düşünmesi gerek, nereye gidiyoruz ve neye hizmet ediyoruz.

iyi günler.